12 Eylül: Tarih Darbecileri Affetmeyecek
12 Eylül 1980, Türkiye demokrasi tarihinin en karanlık sayfalarından biridir.
O sabah yalnızca bir hükümet görevden alınmadı, yalnızca Türkiye Büyük Millet Meclisi feshedilmedi. Milletin sandıkta ortaya koyduğu iradeye müdahale edildi; siyaset susturuldu, özgürlükler kısıtlandı ve Türkiye’nin geleceği uzun yıllar etkisi devam edecek ağır bir vesayet düzeninin içerisine sürüklendi.
Aradan 46 yıl geçti.
Ancak demokrasiye vurulan darbelerin üzerinden ne kadar zaman geçerse geçsin, yaşananları unutmak mümkün değildir. Çünkü 12 Eylül yalnızca siyasi partilerin ve siyasetçilerin meselesi değildir. 12 Eylül; cezaevlerinde gençliğini kaybedenlerin, düşüncesinden dolayı yargılananların, işinden edilenlerin, susturulan gazetecilerin, kapısında korkuyla bekleyen ailelerin ve en önemlisi iradesine el konulan milletimizin ortak hafızasıdır.
Bu nedenle benim için mesele son derece açıktır:
Darbelerin sağı, solu, görüşü veya bahanesi olmaz. Darbe, darbedir.
Demokrasiye yönelen müdahale kimden gelirse gelsin, kime karşı yapılırsa yapılsın ve hangi gerekçenin arkasına saklanırsa saklansın karşısında durmak zorundayız.
Ben dün olduğu gibi bugün de, yarın da bütün darbelerin karşısındayım.
Çünkü siyasetçinin hesabını vereceği yer kışla değil sandıktır. Bir hükümeti değiştirecek olan tanklar değil millettir. Bir ülkenin geleceğine karar verecek olan silahların gölgesi değil, vatandaşın özgür iradesidir.
Demokrasinin eksikleri olabilir. Siyasetçiler yanlış yapabilir. Hükümetler başarısız olabilir. Ağır ekonomik, toplumsal ve siyasi krizler yaşanabilir. Ancak bütün bunların çözüm yeri yine demokrasidir, yine hukuktur, yine Türkiye Büyük Millet Meclisi’dir ve nihayetinde yine sandıktır.
Demokrasiyi ortadan kaldırarak demokrasinin sorunlarını çözemezsiniz.
12 Eylül bunu Türkiye’ye çok ağır bedeller ödeterek göstermiştir.
Binlerce insanın hayatına dokunan gözaltılar, yargılamalar, idamlar, siyasi yasaklar ve özgürlüklerin ortadan kaldırıldığı o dönem, bir ülkenin demokratik kurumlarının ne kadar kıymetli olduğunu hepimize anlatmıştır.
Üstelik darbelerin yarattığı tahribat darbe yönetiminin sona ermesiyle ortadan kalkmaz. Toplumun hafızasında, hukuk sisteminde, siyasal kültürde ve devlet-vatandaş ilişkisinde uzun yıllar yaşamaya devam eder.
İşte bu yüzden 12 Eylül’ü yalnızca geçmişte yaşanmış bir olay olarak görmek büyük hata olur.
12 Eylül’den çıkaracağımız en önemli ders, demokrasiye yalnızca işler yolundayken değil, en zor zamanlarda da sahip çıkmaktır.
Ben Cumhuriyet Halk Partisi Ümraniye İlçe Başkan Yardımcısı olarak şuna bütün kalbimle inanıyorum:
Türkiye Cumhuriyeti’nde egemenliğin sahibi millettir.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin duvarlarına bıraktığı “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” sözü, yalnızca bir yazı veya slogan değildir. Cumhuriyetimizin temelidir.
Hiçbir kişi, hiçbir makam, hiçbir silahlı güç ve hiçbir vesayet odağı millet iradesinin üzerinde değildir.
Bugün biz siyasetçilere düşen görev de geçmişin acılarını siyasi hesaplaşmaların malzemesi yapmak değil, aynı acıların bir daha yaşanmaması için demokratik hukuk devletini daha güçlü hâle getirmektir.
Çocuklarımızın darbeleri tarih kitaplarından okuyacağı ama hiçbir zaman yaşamayacağı bir Türkiye bırakmak zorundayız.
Siyasetin daha fazla demokrasiyle, sorunların daha fazla hukukla, farklılıkların daha fazla özgürlükle çözüldüğü bir Türkiye’yi hep birlikte savunmalıyız.
12 Eylül’ün üzerinden onlarca yıl geçmiş olabilir.
Ama demokrasiye el uzatanlara verilecek cevap dün de aynıydı, bugün de aynıdır:
Millet iradesinin üzerinde hiçbir güç yoktur.
Darbelerin karşısında, demokrasinin yanında durmak benim için günlük siyasetin değil, Cumhuriyet’e ve millet iradesine bağlılığın gereğidir.
Dün darbeye karşıydım.
Bugün darbeye karşıyım.
Yarın da kimden ve nereden gelirse gelsin, demokrasiye yönelen her türlü müdahalenin karşısında olacağım.
Çünkü darbeciler bir dönem gücü ellerinde tutabilirler.
Ama milletlerin hafızası, tanklardan ve silahlardan çok daha uzun yaşar.
Ve tarih darbecileri affetmeyecektir.